daha önce, acaba sabahattin ali nasıl bir eştir, nasıl bir babadır diye düşündüyseniz bu kitabı okuyabilirsiniz.
başkasına ait mektupları okumak gerçekten garip bir his oluşturuyor mektupları yazarken nasıl ortamlarda bulundukları akıllarından neler geçtiğini tahmin etmeye sürüklüyor
“pek az misafirliğe gitmek ve pek az misafir çağırmak istiyorum. bir sürü fesat ve dedikoducu insanlarla ahbaplık edip ne olacak sanki? biz birbirimize yeteriz, değil mi?..”
sonra sevdiğiniz adam mektuba
yazmış.
aliye hanım öyle şanslı kadınmış ki mektupları okurken benim bile kalbim çarptı. sabahattin ali bu dünyaya gelmiş en güzel detaylardan biri bence. aliye hanım’ın, filiz’in ve bizlerin şanssızlığı böyle ince ruhlu bir adamı çok erkenden acı bir şekilde kaybetmiş olmak.
sabahattin ali‘nin canı aliye’ye ve ruhu, bir tanecik kızı filiz’e yazdığı mektuplar, o sıradan fakat sıcacık mektuplar da insanı hüzünlendirmeye yeter. belki de ali’nin o feci, hak etmediği sonunu bildiğimizdendir bu. onu can yoldaşı aliye’den, ateşi çıksa endişeden dört döndüğü yavrusu filiz’den, sevdiği ilkbahardan ayıran o sonu düşünür hüzünleniriz. ”ihtiyarlığımda çekilmez biri olacağım hakkındaki iltifatına teşekkür ederim. ama bu tahminin doğru çıkmayacak sanırım. çünkü ihtiyarlayacağımı kim söyledi? hep genç kalacağım.” sözünün doğru çıkmasına hüzünleniriz.
sıkıntılarla geçmiş bir hayat.. ilkbaharı çok seviyor diye kendisine gül bahçesi vadedilmemiş nihayetinde, mahkemelerde acaba bu sefer kaç ay yatacağım endişesiyle geçmiş günleri. kendi deyimiyle dünyada rahat yaşamak için aptal olmak gerektiğini bildiği halde aptal olmaktansa rahatsız bir yaşam sürmeyi tercih etmiş. bir kadınla tanışmış, mehtaplı gecelerde benim de bayıldığım ay ışığının altında yürüyüş yaparken kendisine eşlik etmesini isteyecek değerde bir kadınmış bu kişi; aliye.
mektuplaşmışlar, birbirlerine içlerini, düşüncelerini, fikirlerini, duygularını açmışlar. sabahattin ali, yazdığı öykü ve şiirleri göndermiş aliye’ye. nahif benliğini kelimelere dökmüş, biz okuyanlara da bıkmadan o güzel sözlerin hepsinin altını teker teker çizmek düşmüş.
içinde müthiş bir neşe, kibarlık fakat aynı zamanda hüzünlü, belki umutsuz bir yön var. en azından 1935’ten 1948’e kadar yazdığı mektuplardan bunu hissettim. sonlara doğru o felaket sonu bildiğimden dolayı gözlerim dolmadı değil. o son mektubu okumak, ve mektubun fazlaca sıradan olması, veda bile edememesi dokundu belki de. gerçi vedalardan da nefret ederim. fakat ”allahaısmarladık” bile diyememesi haksızlık gibi geldi.
zaten bakarsanız, hakkında inceleme yazılamayacak bir derleme bu kitap. bu kadar sıradan fakat aynı zamanda çok özel mektuplar hakkında ne yazıp çizebiliriz? adam düşünmüş, hissetmiş, sevmiş, merak etmiş, endişelenmiş, yazmış. bize sadece okuduktan sonraki duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak düşer.
sabahattin ali‘nin eşi aliye’ye ve sonrasında doğan kızı filiz’e yazdığı mektuplardan oluşan, oldukça yalın ve samimi bir dil kullandığı, yer yer hüzünlendirip yer yer gülümseten ve çoğu yerde kalbime dokunuğu bir kitap. kalbime dokunması için adı bile yeter aslında; canım aliye ruhum filiz.
sabahattin ali’yi önce nişanlı, sonra eş ve baba olarak tanımanıza yardımcı oluyor kitap. aşkı, mücadelesi, hayata tutunma gayreti bir bir işlenmiş mektuplarına. hayata tutunma gayreti içerisinde yaşadığı yokluk, yoktan var etme çabası, eşi ve çocuğu için çırpınması ona biraz daha saygı duymamızı sağlıyor. ölen bir baba olarak kızına, eş olarak karısına yazılan kitapların kitaplaşma fikri öyle güzel ki; teşekkürler sevengül sönmez ve yapı kredi yayınları.
kitabın başındaki mektuplar sabahattin ali ve aliye ali’nin henüz evlenmeden nişanlılık dönemlerinde birbirlerine yazmış olduğu mektuplar aynı zamanda. öyle güzel bir heyecana sahipler, öyle tatlı hayalleri var ki bunları okudukça -ve malesef sabahattin ali’nin sonunu bildiğimiz için- gözleriniz dola dola gülümsüyorsunuz. sabahattin ali yazarlığı konusunda eşi aliye’ye güveniyor ve yazdıklarını eleştirmesi için ona yazmasını söylüyor. bence bu eşe atfedilen güzel bir değer. aynı zamanda ona almanca öğretiyor, sadece bir eş değil birbirlerine karşı aynı zamanda akıl hocası, öğretmen gibiler.
şimdi nişanlılık döneminde yazılan ve okuyunca beni gülümseten, kalbime dokunan satırlardan birkaçını bırakmak istiyorum:
“aliye, bana böyle şeyler yazma… sonra ben sana deli gibi âşık olurum… mektubundaki “beni istediğim kadar sevmezsen ölürüm” cümlesini belki elli defa okudum. ah aliye, seni isteyebileceğinden çok seveceğim.” sf:17
“doğrusu, dünyada rahat yaşamak için aptal olmak lazım. fakat aptal olmaktansa biraz daha rahatsız yaşamak daha iyidir bence.” sf:21
“evde iki resmini de karşıma alarak saatlerce bakıyorum ve bu saadet beni adeta sarhoş ediyor. sevinçten ağlamak istiyorum. sen bu karanlık ömrümün içine, bir sevinç ışığı gibi, kurumaya yüz tutan, ekinlere can veren bir nisan yağmuru gibi, birden bire geldin.” sf: 25
“dünyada herkesten ve her şeyden çok sevdiğim aliye’ye” sf:31
“düşün, dünyada yalnızlık kadar feci bir şey var mıdır? tabii yalnızlıktan kafa yalnızlığını kastediyorum, yoksa dünya bir sürü kuru kalabalıkla dolu…” sf:49
“ uğruna hayatımı bile verebileceğim bir insanın bana en ufak bir sitemi beni bugün fevkalade yaralıyor. açık bir yaraya bir fiske vuruluyormuş gibi oluyor. sf:51
ve sonra evleniyorlar…
burada mektupların seyri ve konusu biraz değişmeye başlıyor. aşk, sevgi ve hayal dolu mektupların konusu yerini maddi sıkıntılara, askerliğe, hapishaneye, geçim derdine, kızı filiz’in sağlığına ve ona olan özlemine bırakıyor.
kızına ruhum diyen, ona doyamadan ölen bir baba; eşine canım deyip el üzerinde tutan dünyadaki herkesten her şeyden çok karısını seven ama ona veda bile edemeyen bir eş sabahattin ali.
bu satırları okurken yine koca bir hüzün bıraktı içimde canım aliye ruhum filiz…
mektup derlemeleri şeklinde oluşturulmuş nazım hikmet’in piraye’ye mektuplar’ı ve ahmed arif’in leylim leylim’i ile kitaplığımın baş tacıdır bu kitap.
yayıma ise sevengül seven tarafından hazırlanmış ve 2013 yılında basılmıştır.
nişanlılık döneminden itibaren başlayan mektuplarda onun iç dünyası, nişanlısına duyduğu aşk, hayata dair düşünceleri, yaşadığı zorlukları sağaltma biçimi ve hisleri galiba mektupların ortak özelliğini oluşturuyor.
kitap bitince bir kez daha yazacağım.
hikâyelerimin seni bu kadar
bana yakınlaştırabildiğini görünce onları daha çok sever oldum.
bu sefer bir de şiir kitabı gönderiyorum.
içindeki yazılar kısmen
felaket zamanlarımın mahsulüdür.
kısmen de onu takip eden
heyecanlı devreleri yâd ettirir.
bundan sonra, senin tatlı arkadaşlığının bana daha az meyus, daha neşeli yazılar yazdıracağını sanıyorum.
