bayramı buruk geçen yazarlar

bayram mutluluğunu bir yanı eksik yaşayan yazarlardır. hep bir tarafımız eksik kalır nedense. her şeye rağmen iyi bayramlar diliyorum efendim.

eski bayramlar diye diye şimdiki bayramlar da kalmadı.
normal günden tek farkı annemlerle bayramlaşmam.
kurban bayramı’nda her şeyin düzelmesi dileyiyle.
herkese iyi bayramlar.

sıradan bir günden farkı yok o kıvamda.

benim arkadaşlar. bugünun de diğer günlerden hiçbir farkı yok benim için. ne bir bayramimizi kutlayan var ne başka bir şey. yine yalnızız.

anneannem vefat ettiğinden beri bayram olsa ne, olmasa ne?? mavişim benim”>*

kardeşlerim21-24-25 yaşlarındalar ben 26″>* elimi öptü, 600 lira silkelendim. onun da burukluğu ayrı zaten. ulen fakir adamım ben, küçük olan neyse o okuyor da diğer ikinizin maaşı benimkinden fazla utanmaz reziller.??”>*

tam geçen yıl bu bayram aramızdan ayrılan canım babam bu bayram sensiz. ve hep eksik.

annemden ayrı ilk bayramımm. şuracıkta ama gidemiyor insan..
sabah kahvaltı hazırlıyorken görüntülü konuşuyorduk, dayanamadım ağladım. allah sesini nefesini eksik etmesin canım anam.

hayat burulmak için çok kısa dostlar, hepimiz kaybettik ciğerimizin bir parçasını veya bir şeyleri ama bu kahpe dünya böyle! koyun alüminyumuna rahvan gitsin!

o benimdir. içimden ağlamak geliyor ama göz yaşlarım bile buruk akmıyorlar.

yasaklar nedeniyle ailesinin yanına gidemeyen yazarlardır. tüm islam aleminin bayramını kutlar aynı zamanda..

buruk fakat alışkın olduğum durumdur. ” nerede o eski bayramlar?” değil, ”nerede o eski çocukluk zamanları , nerede o eski büyükler?” denilmelidir. maalesef çoğu toprağın altında.
neyse bayramınız kutlu olsun sözlük!
diyeceğim başlıktır.

babamı kaybettigimden beri bayram seyran seyimde degil. sadece cocuklara karsi seker cikolata veriyorum yegenlerime de para. onun disinda whatsappa onlarca mesaj geliyor hicbirine donus yapmam. ulan omrunde bi kere arayip sormamissin samimiyetsiz bayram mesaji atiyosun ibineye bak.

yine yeniden. her şeye rağmen iyi bayramlar sözlük.

içinde bulunduğum yazarlar topluluğudur.

bir haftadır şiddetli bir diş ağrısı çekiyorum. kanal falan dediler tamam yaptıralım dedik.
doktora gittik ağzıma baktı sana tedavi programı ayarlayalım git dedi sonra gel dedi.

anlık bayram ziyaretine gitmedim evde ağlıyorum acıdan. ağrı kesici bile geçirmiyor ağrıyı.
azrail gelse şu an canımı alması için yalvarırım.
öleyim daha iyi.
böyle bayramın ben.
geberiyorum.
ölüyorum.
ağzıma kurşun sıkmak istiyorum.
bir çürüğün bu kadar zarar vermesini anlamıyorum.
allahım al canımı.

ayakkabılarım başucumda sabahı sabah edemezdim. uyanır uyanır kıyafetlerimi kontrol eder üzerimde nasıl duracaklarını hayal ederdim.

hele ki bayram kahvaltıları? o masumiyet, o samimiyet elini uzatsan sanki tutacaksın gibi ama kilometrelerce ötede şimdi…

ben mi büyüdüm, çocukluğum mu öldü? bilemedim.

hsla içinde o duyguları yaşayanlara ,yaşayabilenlere iyi bayramlar! benim için bayram hasret, bayram hüzün, bayram yalnızlığın en koyu yaşandığı bir kuyu…

bir bayram sabahı 7-8 yaşlarındayım. demir kapıda bir ileri bir geri sallanırken düşüp merdivenlerde kafamı yarmıştım hugolu takımım kan reva içinde kalmıştı. yarım saat sonra elimde bir kaç çikolata duvar tepesinde kahkahalar atıyordum yanımda can bildiğimle.

kafamda o iz hala duruyor. aklımda keyfini süremediğim hugolu takımım. kalbimde elimi uzatsam tutacakken dokunamadığımın yarası…

hepsi geçiyor unutuluyorda kalp acısı bıçak bıçak batıyor her nefes aldığında insana. şimdi gel de kutlu mutlu geçir bu bayramı! bu kadar yitikle, bu kadar özlemle, bu kadar anıyla… şimdi gel de iyi dilekler de bulun, emojili temenniler dağıt etrafa…

sizin bayramınız yine kutlu, mutlu olsun… benimki kırık, dökük…

annemsiz geçen her bayram benim için hazindir. yine de iyi bayramlar efendim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

buruk demeyelim de bok gibi diyelim. ben hiçbir yakınımı sevmem. konuşacakları şeyleri hiçbir zaman bilmezler. belki biraz onlara benziyorum ama hayır ya cidden mal mal insanlar. zaten yeterince üzgünüm, onları çekemem kafası. sıkıldım, bunaldım. sıradan bir gün olsa daha mutlu olabilirdim.

(bkz: akp)
(bkz: bütün kötülüklerin anası)

listenin başına adımı yazmanızı rica etmekteyim. bıraksalar 12 saat ağlayacağım. allahtan 12 saat çalışmak zorundayım da vaktim yok. işim bitince de gözyaşlarıma tütün basıyorum. akıp gitmiyor. işe yarıyor.


eyt sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

beşiktaş/ortaköy

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
tekirdağ/kumbağ

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

-zamanla güncellenecektir.

https://hizliresim.com/vxıoqf

bahtımı çektim.

misal

2 yıl önce 16mp samsung kamerasıyla çekmiştim

bu da yağmurlu hali

ben fotoğraf çekerken manzaradan, hayvanlardan ve kardeşlerimden yanayım ne başka fotoğraf çekmeyi severim ne de çekilmeyi

bir ağustos akşamı
ursa major eşliğinde neowise kuyruklu yıldızı

terki dünya manastırı buradan

beşiktaş kadıköy vapuru
buradan

atatürk kent ormanı
buradan

üsküdar
buradan

yılda 2000’den fazla biyometrik ve vesikalık çekiyorum. 150 düğünde çift başı 1000 kare çeksem artı 150000 daha yapar. okul, etkinlik, kişisel portre, ürün gibi ekstra işlerden de 100000 kare çeksem etti sana 252000 kare. tanıma gelecek olursak ekmek teknesinden başka birşey değildir.

çalışırken çekmiştim.. eylül ayı idi.

kedi paparazzisi
[url=hizliresim.com/EMq0Wl]

“yürüyorum aklım bir karış havada
bir türkü tutturdum geceden sabaha…”

hizliresim.com/Ys9QKO

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

böyle tatliş manzara buldum mu çekerim. başka çekmem. selfie düşmanıyım.

edit: soranlar olmuş. çorum/iskilip

doğa sporları

hizliresim.com/zgwTQF

imgyukle.com/i/YAAwkx

çok beğendiğim bir doğa fotoğrafı

üst edit: uzunluk uyarısı.
zamansız bir denk gelme oldu.
kendi denklaşörümden en genci 5 yaşında olan 100 adetlik minik bir arşiv için yer ayırtmış olayım.
editlenecek.
bir
iki
üç
dört
beş favorilerimdendir
altı
yedi
sekiz yine enlerimden biri
dokuz
on
onbir
oniki
onüç
ondört
onbeş
onaltı denizden 1800 metre

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
edit: hani şu şimşekler ile ilgili bi konu geçmiş şurada #317828

konum: bursa cumhuriyet caddesi.
makine: xiaomi note 8 pro.
odak obje:tatlış bir kedi.

kentsel dönüşüm alanı.
[url=hizliresim.com/wVB491]

2013-2014 yıllarında, berlin’deki bir doğa bilimleri müzesinde çektiğim, bir dinazorun çene kemiğine ait fotoğraftır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

31 aralık 2020 dilek yarımadası


kırmızı kedi yayınevi

cesur ve cesaretle 2008 yılında kurulmuş bir yayın evi. hiçbir yayın evinin kabul etmediği ya da edemediği eserleri yayınlayarak dikkat çekmiştir. genel yayın yönetmenliğini birkaç yıldır enis batur yapmakta.

ankara’da sakarya caddesinde kitapevi bulunuyor. artık oturup bir çay kahve eşliğinde kitap okumak mümkün olmasa da gezmenin zevk verdiği bir yerdir kırmızı kedi kitapevi.

kitapevinde gezerken gerçekten bir kediyle karşılaşmıştım da tebessüm etmeme sebep olmuştu.

babil kitaplığı serisi ile tekrar ilgimi çekmeyi başaran yayınevi.
son şenliklerin davetlisi / vıllıers de l’ısle-adam

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

jose saramago’nun bir kitabındaki baskı hatası dolayısıyla kendileriyle iletişime geçmiştim. hem baskı hatası olmayan aynı kitabı, hem de saramago’nun başka bir kitabını yollayarak gerçekten takdirimi kazanmışlardı. benim zihnimde hep tatlı bir yerde kalacak olan yayınevidir.

tereddütsüz her türlü kitabı alınıp okunabilecek yayınevlerinden biridir.

iyi yayınevlerinden biridir

zor duruma düşmüş olmalı ki telif ödemelerini geciktiriyor. koca kırmızı kedi’nin bu hallere düşmesi üzücü.

el değiştirdikten sonra çöküş içerisindeler. batacak gibi duruyor.

sonuçta bir bilgi yayınevi gibi,döneminin öncü rollü yayınevi olmayı,duru,öz,türkçede ısrar etmeyi başaramayacak olan,basit tüccar mantıklı bir yayınevi ki bu kadar mali kaynagı nasıl bularak kuruldugunu da merak etmiyor degilim.


restoratif diş tedavisi

diş sert dokularının kaybının önlenmesi ve tedavi edilmesiyle ilgilenen, diş hekimliğini alt bilim dalı.


mutlu eden basit şeyler

insanı mutlu eden ufak şeylerdir. mesela yağmur sesinde uyumak veya sevdiğin bir yemeği yemek.

bol soslu makarna yapılmasıdır. acıkmışsam demek :d”>*

makarna benim için bambaşka bir yerde. eğer gönlümü fethetmek isteyen varsa oradan buraya makarna yollayabilir. swh”>*

çikolata alınması. çocuklar gibi şen oluyorum

yemeğin üzerine çay ve sigara.

ertesi gün erken kalkmayacağını bilmek. gönül rahatlığıyla geç saatlere kadar uyanık kalınabilir.

kedilerin miyavlaması.

ders çalışırken gelen sıcak sütlü kahvedir benim için

kurabiye. yapmak ve kurabiye çeşitlerini denemek.. bir de bi tabak makarna. soslu bol malzemeli on numara da olur he.

annenin en sevdiğin yemeği yapmasıdır.

birinin şifa bulmasına sebep olmak. bu basit bir şey değil gerçi.

gecenin bir yarısı işten gelip çay demlemek. çay kokusu mutlu eder.

ekmek hamurunu elle yoğurmak, dakikalarca yoğurmak ve fırından çıkardıktan sonra ki kokusu.

bir bardak su.

deneyin farkı hissedeceksiniz.

markette ya da otobüste sıramı vermemin, benden sonra kapıdan çıkacak olan kişi için kapıyı tutmamın benim görevim değil nezaketimden yaptığımı anlayıp, teşekkür eden insan

açtığınız başlığa tanım girilmesi.

yaya geçidinde yol verilmesi.

değer verdiğin kişilerin gülümseyip merhaba nasılsın diyip ayaküstü hal hatır sormak

çaylak olmamak… ama ben nerden bilebilirim…

(bkz: kedi)

evde, sokakta, youtube’da vs.

nerede görürsem göreyim yaşama sevincim artıyor.

(bkz: seks)


engin günaydın’ı hangi yapımda izlersem izleyeyim burhan altıntop olarak göreceğim gerçeği

her an “aslı yiiiiiiivruuuum” diyecek gibi geliyor

engin günaydın’ı hiçbir zaman engin günaydın olarak göremiyorum.

o her zaman burhan altıntop’tur. nişantaşı çocuğudur.

nedense aynısı bende binnur kaya için olan durum.her kırmızı oda izlediğim zaman doktor hanımın ayağa kalkıp ayağını yere vurup ”kenarın dilberi ! paçoz !” diyceği aklımdan geçmiyor değil.

yeraltı filmindeki muharrem karakteriyle kırılabilecek bir düşüncedir.

öyle doğru bir tespit ki. sanki bu başlıkla bi şeyler yerine oturdu. içim rahatladı. mutlu oldum. tüm burhancılar adına teşekkürler.

yeraltı filmini izledikten sonra değişeceğine inandığım düşünce.

bir burhan altıntop kolay yetişmiyor.

galip dervişi de izledim ama olmuyor olmuyor olmuyor… “yolda yürüdüm biri hapşırdı. grip olma ehtimalim yüzde kaç?”

gerçek ismi burhan altıntop değil miydi?

halbuki kendisi çok başarılı bir karakter oyuncusu.

sadece totale yaptığı işlerin baz alındığı yanlış bir değerlendirmedir.

vavien, yeraltı, yazgı ve hatta komedi olmasına rağmen aile arasında filminde dahi kolay kolay burhan altıntop görebileceğimizi sanmıyorum. ama başlık “engin günaydın dendiğinde akla ilk burhan altıntop karakterinin gelmesi” olsa ona belki ben de katılabilirdim. serkan keskin dendiğinde de ismail abi geliyor aklıma ne yapayım. ama masum’da da, sonbahar’da ve daha pek çok film veya dizisinde de serkan keskin’i izlerken ismail abiyi görmüyorum. sanırım bu da çok başarılı olmalarından ve o rollerin içinde onları fazla görmemizden kaynaklanıyor.

hep kendi karakterine yakın karakterler teklif edildiği, ve belkide mecburen oynadığı için, kaçınılmaz olan durumdur,

engin günaydını ilk defa bir demet tiyatro da zabıta irfan olarak izleyenler de, burhan altıntopta zabıta irfanı görmüş olabilir,

ben en son on bin adım dizisinde izledim, sanırım burhanı oynarken fazla rol yapmamış, ve bu tipler kendi karakterine çok yakın tipler olmalı, zaten burhan gibi memleketi tokat, on bin adımdaki karakter gibi de, orta yaşlı, müzmin bir bekar, rol yapıyorsa da, yapmıyorsa da çok komik bir adam ?”>*

bir nevi markalaşmış olmaktır. kemal sunal – inek şaban ilişkisine benzer ve bu durum engin günaydın’ın başarısıdır.

engin günaydın’ın oynadığı tüm karakterlerin, aslında engin günaydın’a benzediği gerçeği ile çatıştırabiliriz bu başlığı.

o sizin sorununuz bence. kendisinin diğer film ve dizilerini de izledim, hepsinde de karaktere misler gibi hayat veren aklıma burhan altıntop’un zerresini getirmeyen bir oyunculukla karşılaştım.
miss gibi şahane bir oyuncu. tek karakterle özdeşleştirmek kendisini çok küçülten bir hareket olur diye düşünüyorum nacizane.

her an sanki duvardaki gözü yaşlı çocuğun tablosuna bak “ağla çiko , birazda baa ağla.” diyecekmiş gibi hissediyorum.

yeraltı filmini izledikten sonra fikrinizin değişeceği kanaatindeyim.

ben zabıta irfanı görüyorum. bunu ne yapacağız?


bak şuradan sektir git

‘bak şurdan s…r git’ karikatürünün kafa sözlüğe uyarlanmış hali.

bu bence kanuna karşı hile yolu oluyor. sözlük istiyor ki güzel türkçemizi düzgün kullanalım. ısrarla küfür yasağını delmek adına etrafından dolaşmaya çalışmanın mantığını anlamıyorum.

yasak olanı yaparak bir çeşit tatmin duygusu mu bilmiyorum ama ben olsam şekil olarak küfür olmasa da küfüre gönderme yapan tanımları da küfür diye kabul ederim.

akıllara mavi sakal dan ‘çektir git’i getirendir. buradan

ulan !
en sonunda nick değiştirteceksiniz bana başlığı.

kafamı bozan insanlara karşı kullanmak istediğim argümandır. en azından kafamda kullanıyorum.

sek sek oynarken taşın çizgide mi yoksa içinde mi olduğu üzerine tartışma yaparken kişilerin birbirleri üzerine söyledikleri hitap. ya da oyuna yeni başlayan kişiye öğretilmesi babında çizgiler ve onların üzerinde nasıl sektirip gidileceğini anlatma durumudur.

bir baba’nın 2.5 yaşındaki çocuğuyla büyük plates topuyla oynarken çocuğun “baba sektir sektir2.5 yaşındaki çocuğun telaffuzunu düşünün. siz anladınız onu”>*” demesiyle birlikte babanın topu sektire sektire bir odadan bir odaya geçmesidir.

şansını zorlayan bazı insanlar için demek istediğim cümledir. yine kalpleri kırılmasın diye susuyorum. ne kadar iyi niyetli bir insanım!! (kendimi övmeden duramıyorum yine)

denizde taş sektirebiliyor musun ?

seke seke git şurdan şeklinde kullandığım önerme.

çek bi çek bi çek çektir git.

ilahi ilahi, ben taş mıyım? teşekkürler teşekkürler, sen de öylesin.


uhud savaşı’nda tepeyi terk eden okçular

kendilerinin büyük ihtimal ile müslümanların savaşı kazandığını görüp “aha ganimet kalmayacak lan koşun” kafasında bir düşünceyle yerlerinden ayrıldığı tahmin edilmektedir.

tanımlarınızı beğenmeyen yazarların içinde bulunduğu listedir.

yanlış anlaşılma ve hemen ganimetleri alma isteği.

7 ayliktirlar. cennete gideceklerini düşünmüyorum. kalmışsa mezarda saçlarını yoluyorlardir 1500 yıldır.

müslüman ordusunda savaşan askerlerin askeri disipline bağlılık düzeylerini göstermesi açısından önemlidir. diğer yandan halid bin velid’in pusuda beklediğini gösterir. adam stratejik düşünerek beklemiş yani.

ganimet konusuna gelirsek bir deyim var.

(bkz: kapanın elinde kalmak)

yaradan’ın kutsal nizamı içerisinde, külli iradesiyle o şekilde olmasını sağlayarak, insanlara bir ders verdiğini düşündüğüm olaydır.
böyle düşünmemin sebebi ise peygamber efendimizin öyle kritik bir noktaya güvenmeyeceği sahabelerini koymayacağını düşünmemdir. nitekim emre itaat konusunda yaşanan bir musibetle dönemin müslümanları gereken tecrübeyi edinmiştir.

ayrıca hiçbir savaş kaybetmemiş olan halid bin velid, komutanlık becerisini bu hezimet sonucu herkese göstermiş, daha sonra islam safhına geçerek, islam adına hayırlı olaylara vesile olmuştur.

galatasaray spor klübü yıllık olağan seçimli ve seçimsiz genel kurullarında görülen olan güruhtur.çok merak edenler son ibra etmeme olayını açıp izleyebilirler bu zat-ı muhteremleri.

“yine ifşa olmuşuz” dediğim başlıktır.

saygı duyduğum okçular.

edit:para o dönem her şeydi, kim sallar dini.

ganimet peşinde koşan aç gözlülerdir.

galatasaray kulubü olağan seçimli genel kurulunda yaşadıkları inlerinden çıkıp yerlerini ilk alacak grup. merak edenler izleyebilirler.

oto melee tuşu açık kalmıştır. total war oynarken bana da oldu bir kere. ayranımız döküldü ve tatsız şeyler yaşandı.

henüz tüm upgrade’leri yapılmadığı için moralleri bozulmuş ve kaçmışlardır.

halbuki muhammed, alevli ok ve critical upgrade’lerini zamanında yapsaydı o zaman savaşın rengi değişecekti.

dış güçlerin desteklediği vatan haini fetöcü okçulardır.

imandan ganimet okları yapmayı ögrenmiş okçu türü. hemen yanıbaşında allahın ve peygamber’in…

ayheyn tepesindeki okçular.

kafa sözlüğün en saçma başlığı olarak sözlük tarihine adını kazımış olan başlık.

yazmayan yazarlardır.

kafa iznine çıkan yazarlardır.

biz er meydanında cenk ederken onlar kim bilir nerede keyif çatıyorlar.

bunlarla yola çıkılmaz, satıldık ey sözlük.

araplar işte böyle bir millet. düşünün yani peygamberin onca tembihine rağmen sırf arpa için emre itaatsizlik yapıyorlar.

eline, beline, diline, nefsine hakim olamayan okçulardır.

ipiyle kuyuya inilmez okçulardır.


delilik

tanım: değirmenden düşman yapma sanatı.

insanlık tarihinin ilk romanının bir delilik hikayesi olması tesadüf değildir. foucault, modern toplumlarda delilik kavramının bir tahakküm ve izleme aracı olarak kullanıldığını iddia ederken, normal-dışıyı yüceltiyor olabilir mi? foucault için erasmus’un takipçisi diyebilir miyiz? modern devletler ve don kişot arasındaki bağlantı nedir? düşman yaratma sanatı da bir tahakküm aracı olarak kullanılabilir mi? ben yalnızca soruyorum.

her şey

delilik ;duyguların hassaslaşması,özgür bir zihin,kontrolsüz bir başkaldırış.

ayrıca bir pilli bebek şarkısı. (bkz: behzat ç. (dizi))’den biliriz.

dahiliğe yakın bir durumdur.
delilik ile dahilik arasında çok ince bir çizgi vardır.
hatta uzmanlar buna bir isim vermişti ama anımsayamadım.

cem yılmazın (bkz: deli) filminde güzel işlediği durum. (bkz: charles mcgill)

akla karşı bir serzeniştir.

irrasyonel davranış örüntülerinin kişinin hayatı üzerinde hüküm sürmesi olarak tanımlanabilir ancak her delilik tanımı gibi bu da eksik bir tanımdır, zira herakleitos’un dediği üzere ruhun logos’u uçsuz bucaksızdır ve bu sözden yola çıkacak olursak, o logos’taki delirme biçimleri de bir o kadar öyledir.

çoğunluğun tahakkümüne reddiye.

kime göre neye göre, bana deli diyenin aklı kime göre doğru?

kontrollü delilik delilik değildir. bakın şunu şöyle tarif edeyim. her zaman çok mantıklı hareket eden, düzgün aklı başında insan bir yerden sonra kayışı koparır. ve bu kontrollü olmaz ama arada bir kendi özgür iradesiyle deliren, saçmalayan insanlar kontrolü kaybetmezler. çünkü onlar zihnine mola şansı bırakıyordur aşırı baskı altında bırakmıyor kendinin. böylece zaman zaman yapılan bir miktar delilik zihne şok emilimi yapıyor ve zihin kendini tamamen kontrol dışılıktan koruyor. bunu niye anlatıyorum bilmiyorum. size de helal olsun yani okudunuz o kadar ne diyeyim.

aklını yüksek derecede kullanma sanatıdır.

gerçekliğe inanmayı bıraktığınız anda başlar.

(bkz: artık hayatımdan çıksan diyorum)

herkeste biraz olan şeydir.

delilik, en büyük dokunulmazlıktır…

kimsenin yapamadığını yapmaya çalışmaktır,çoğu zaman sonuç sanıldığının aksine güzel olur

beyin kimyasının zıpıtma hali.

dahilikle ilintili çalışan bir durum. bazen delilerin dünyasının gerçek olduğunu düşünürüm.

delilik akıllıktan yeğdir lakin akıllık ve delilik nedir? bana göre görecelidir deliliği tanımlamak deliliğe aykırıdır çünkü delilik özgürlüktür. bu dünyada her şeyi düşünmek planlamak yarış atı gibi yamak mıdır akıllık dediğiniz? içinden geleni yapmak aklındakini söylemek çocukluğunu kaybetmemiş olmak mıdır delilik ? belki de akıllı dediklerimiz delirmiş deli dediklerimiz gerçekleri görüp akıllanmıştır. acaba her gün şahit olduğumuz duyduğumuz izlediğimiz cinayetler kazalar hırsızlıklar aldatmalar ve bir çoğunun hangisinde rastladınız ‘ bunu yapan delidir’ veya ‘akli dengesi yerinde değildir’ ibaresine ? galiba akıllı olmak pek akıl işi değildir bu devirde ..!


petra antik kenti

ürdün’de bulunan bir antik kenttir. şehrin içindeki bütün yapılar kireçtaşları ve kumtaşlarının oyulmasıyla yapılmıştır. milattan önce 400 ile millattan sonra 106 yılları arası nebatiler’e başkentlik yapmıştır. daha sonra roma imparatorluğu tarafından işgal edilmiştir. m.s. 400’lü yıllarda olan deprem ve ekonomik sıkıntılar sonucu kent gözden düşmüş ve zamanla unutulmuştur. 1800’lü yıllarda bir gezgin bulana kadar.

1985’ten bu yana unesco dünya mirasları listesindedir.

müslümanlığın ilk kıblesinin de burası olduğuna dair iddialarla bir ara gündeme gelmişti.

arkeolojik araştırmalarda mekke’nin rivayetlerin aksine yeni bir şehir olarak ortaya çıkışı, bilinen tarih kaynaklarında ve haritalarda adının 8. yüzyıl öncesinde geçmemesi, ticaret yolları üzerinde olmaması yanında tarım açısından arazinin uygunsuz oluşu, erken dönem islam tarihi hakkında ipuçları veren kur’an ve hadis rivayetlerinde tanımlanan bazı yer isimleri ve özellikleri ile mekke coğrafi yapısının uyuşmaması araştırmacıları mekke’nin neresi olduğu konusunda arayışlara yöneltmiştir. muaviye’nin ölümü sonrasında çıkan iç karışıklıklarda kâbe yezid’in askerlerince mancınıklar kullanılarak taşa tutulmuş, isabet alan karataş üç parçaya bölünmüş, kâbe yıkılmıştır. kanadalı arkeolog ve islam tarihi araştırmacısı dan gibson’a göre sözü edilen yıkım bugünkü mekke şehrinde değil, bundan yaklaşık 1200 kilometre kuzeyde, petra’da gerçekleşmişti. dan gibson, ulaştığı en eski camilerin kıble duvarlarının petra’yı göstermeleri ve ayet, hadis ve siyer kaynaklarındaki diğer bazı ifadeler sebebiyle muhammed petra’da yaşamış ve medine’ye göç ettiğini iddia etmiştir. ona göre kur’an’da bahsedilen “bekke” veya “mekke” sözcükleriyle ifade edilen kıble ve nerede olduğu konusunda tartışmalar bulunan mescid-i haram (yasak toplanma yeri) petra’daydı.

indiana jones and the last crusade ve the mummy returns filmleri de burada çekilen bazı filmlerdendir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

geçmişi mö 400 yılına dayanan petra antik kenti ürdün’dedir ve nebatiler’e başkentlik yapmıştır.
çeşitli nedenlerle unutulan ve önemini yitiren şehir 1812 yılında isviçreli gezgin johann burckhardt tarafından yeniden keşfedildi. şehrin ilk yapım amacı halen tam olarak bilinmiyor, bilinen en önemli şeylerden biri şehirde kral mezarlarının yer aldığı.
7 temmuz 2007’de dünyanın yedi harikası listesinde, 6 aralık 1985’te de unesco dünya kültürel mirası listesinde yerini almıştır.
kent aynı zamanda ındiana jones ve mumya gibi birçok filme set yuvası olmuştur.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kaynak 1 :petra
kaynak 2: petra

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

petra, ürdün’ün güneyinde, wadi musa vadisinde yer alan antik bir kenttir. mö 312 yılında nabatean krallığı’nın başkenti olarak kurulmuş ve sonraki yüzyıllarda önemli bir ticaret merkezi haline gelmiştir. kent, ms 106 yılında roma imparatorluğu’nun kontrolüne geçmiş ve 7. yüzyılda müslümanların işgaliyle birlikte önemini kaybetmiştir. ancak, bugün hala tarihi ve kültürel açıdan büyük bir öneme sahiptir.

petra, kırmızı kayalarla çevrili dar bir vadide yer alır. kentin en ünlü yapılarından biri, kayaya oyulmuş olan el-khazneh (hazne) adlı tapınaktır. tapınak, petra’nın sembolü haline gelmiştir ve film ve televizyon dizilerine ilham kaynağı olmuştur. el-khazneh, mö 1. yüzyılda nabatean krallığı döneminde inşa edilmiştir ve yunan mitolojisindeki tanrıça artemis’e ithaf edilmiştir.

petra’nın diğer önemli yapıları arasında, kayaya oyulmuş mezarlar, tiyatro, kiliseler ve su tünelleri bulunur. petra’da ayrıca birçok ticaret merkezi, işletme ve konut da vardı. kent, kervan yollarının kesiştiği stratejik bir konumda yer aldığından, roma imparatorluğu döneminde de önemini korumuştur.

petra’nın tarihi, 1812 yılında isviçreli gezgin johann ludwig burckhardt tarafından keşfedilene kadar tamamen unutulmuştu. keşiften sonra, petra hızla turistlerin ilgisini çekti ve unesco tarafından 1985 yılında dünya mirası listesi’ne dahil edildi. bugün, petra, ürdün’ün en popüler turistik yerlerinden biridir ve yılda milyonlarca turist çekmektedir.

ancak, turizm petra için de bazı zorluklar yaratmaktadır. yıllık ziyaretçi sayısı, kentin altyapısı ve doğal kaynakları üzerinde baskı yaratmaktadır. ayrıca, petra’nın kalıcı korunması için yapılan çalışmalar da bazı zorluklarla karşı karşıyadır.

sonuç olarak, petra antik kenti, dünya tarihinin önemli bir parçasıdır ve tarihi ve kültürel açıdan büyük bir değere sahiptir. turizm petra’nın korunması için önemli bir faktör olsa da, sürdürülebilir turizm politikaları geliştirilmesi gerekmektedir. ayrıca, petra’nın kalıcı olarak korunması için yapılan çalışmalara devam edilmektedir.

kaynak: antik dünyayı şekillendiren kentler- john julius norwich, arkeoloji sanat, wikipedia.

islamiyet’in doğduğu şehir olması ihtimali çok yüksektir.

petra antik kenti, ürdün’de bulunan antik bir kenttir. petra’nın tarihi m. ö. 400 yıllarına kadar dayanır ve petra’yı nebatiler yapmıştır. petra antik kenti, m. s. 106 yılında roma imparatorluğu’nun kontrolüne geçmiş ve 7. yüzyıl’da müslümanların işgaliyle birlikte önemini kaybetmiştir. petra, islamiyet’in gerçek kıblesidir zira bu durum, etimolojide şöyledir: petra-bekke-mekke
petra, ilk kez 1812’de isviçreli gezgin johann ludwig burckhardt tarafından keşfedildi daha sonra kanadalı arkeolog dan gibson, kazıyı iyice derinleştirerek dinler tarihinde önemli bir keşfe imza attı. petra, orta doğu’da önemli turizm yerlerinden birisidir. gerçek kabe, petra’daydı. emeviler dönemindeki abdullah bin zübeyr ayaklanmadından sonra islam’ın kıblesi; aşağıya doğru, dağın başı ve hiçbir uygarlığın uğramadığı olan bir yer olan arap yarımadası’ndaki mekke’ye taşındı.
ilgili linkler:
1)

doruktaki beyin ve ilyas özkan’dan “islamiyet’in gerçek kıblesi petra” adlı video
2)

ilyas özkan’dan “yeni bir teori, 2. bölüm, mekke vadisi-beytullah-kutsal taş” adlı video

ölmeden görmeyi istediğim nadir antik kentlerden biri. nebatiler burayı inşa ederken binlerce yıl yapının ayakta kalabileceğini düşündüler mi acaba?